09:00 - 18:00

Bize sorularınızı sorabilirsiniz

0(262) 323 21 67

Telefon numarasından ulaşabilirsiniz

Search
 

Kusur Nedir?

Zengin Hukuk Bürosu > Ceza Hukuku  > Kusur Nedir?

Kusur Nedir?

Kusur ne demek?

Kusur ne demek? Hukukta kusur, işlediği haksızlıktan dolayı failin kınanabilmesi anlamına gelir. Kusur, ceza sorumluluğunun esasını oluşturan bir müessesedir. Ceza hukuku uygulamasında kusurluluk esastır. Ceza hukukunda “eylem olmadan haksızlık olmaz, haksızlık olmadan kusur olmaz, kusur olmamadan da ceza olmaz” kuralı geçerlidir. Bir kişinin kusurlu bulunduğunu ileri sürebilmek için onun ilk olarak kusur kabiliyetine haiz olması gerekir. Kusur kabiliyeti bulunmayan bir şahıs hukukta kusurlu sayılamaz. Kusurun esasını kasten yada taksirle işlenen bir haksızlık oluşturur.

Ceza hukukuna nazaran kusur, fail hakkında kişisel kınama yargısıdır. Kınamanın sebebi ise failin norma uygun davranabilecek, hukuka uygun hareket edebilecek durumda olmasına karşın, hukuka aykırı davranmasıdır. Kusur, fail ile fiili arasındaki tinsel bir bağları ifade eder. Kusur, haksızlığın gerçekleştiriliş biçimi ve unsuru olan kast ve taksirden değişik bir kavramdır.

Hukukta kusurluluk nedir? Kusur ne demek?

Kusur ne demek? Kusur, failin, hukuka uygun davranma olanağı varken, hukuka aykırı haksızlığı seçmesi sebebiyle kınanmasıdır. Hareketin ve neticenin ifade etmiş olduğu değersizlik haksızlığın esasını, zihniyetin değersizliği ise kusurun esasını oluşturur.

Temelinde haksızlık yargısı bulunmayan bir kusur yargısından söz edilemez. Bu açıdan, ceza hukukunda cezalandırmanın esasını oluşturan kusurun somut bir fiille bağlantılı olması gerekir. Ceza hukukunun mevzusu olan kusur etik kusur değil, hukuki kusurdur.

Kusur yeteneği nedir?

Kusurluluktan söz edilebilmek için ilk olarak bu kişinin fiili işlediği sırada kusur kabiliyetine haiz olması gerekir. Türk Ceza Kanunu‘nda (TCK) kusur kabiliyetine ilişkin belirli bir tarif yoktur. Sadece TCK’nın yaş küçüklüğünü (TCK m. 31) ve akıl hastalığını (TCK m. 32) düzenleyen maddelerine nazaran kusur kabiliyeti, kişinin işlediği fiilin hukuki anlam ve neticelerini idrak etme (idrak etme kabiliyeti) ve davranışlarını bu doğrultuda yönlendirme (irade kabiliyeti) kabiliyetidir. Idrak etme kabiliyeti ve irade kabiliyeti kusurun iki unsurudur.

Hukukta kusurluluğu etkileten haller

Kusur ne demek? Hukukta kusurluluğu etkileyen haller, idrak etme kabiliyetini ortadan kaldıran ve irade kabiliyetini mühim seviyede etkileyen hâllerdir.  Kusur kabiliyetinin bu iki unsurundan birini etkileyen ve failin kusurluluğunu ortadan kaldıran yada azaltan nedenlere, kusurluluğu etkileyen hâller denir. TCK’da yer edinen kusurluluğu etkileyen haller şunlardır:

  1. Hukuka aykırı bağlayıcı bir emrin yerine getirilmesi (TCK m. 24/2-4),
  2. Zorunluluk hali dolayısıyla kişinin irade kabiliyetinin etkilenmesi (TCK m. 25/2, 92, 99, 147),
  3. Hukuka uygunluk sebeplerinden meşru müdafaanın sınırının coşku, korku ve telaş sebebiyle aşılması (TCK m. 27/2),
  4. Cebir ve tehdit dolayısıyla kişinin irade kabiliyetinin etkilenmesi (TCK m. 28),
  5. Haksız tahrik (TCK m. 29)
  6. Kusurluluğu etkileyen hata (TCK m. 30/3-4),
  7. Yaş küçüklüğü (TCK m. 31),
  8. Sağır ve dilsizlik (TCK m. 33),
  9. Akıl hastalığı (TCK m. 32),
  10. Geçici nedenler, alkol ve uyuşturucu madde tesirinde olma (TCK m. 34).

Bu hallerden bir kısmı kusuru tamamen ortadan kaldırırken bir kısmı ise kusurluluğu bir tek azaltmaktadır. Kusurun tamamıyla kalkmayıp azaldığı hâllerde, kusurla orantılı ceza prensibi gereğince faile daha azca ceza verilmesi gerekir.

Yaş küçüklüğü-kusur ne demek

İnsan davranışının, toplumun kıymet yargılarına uygun olup olmadığını kavrayabilmesi ve davranışlarını buna nazaran yönlendirebilmesi fiziki gelişimle paralel şekilde ortaya çıkar. Yaşı ufak bireylerin yetişkinler benzer biçimde haklıyı haksızdan, gerçeği yanlıştan, iyiyi kötüden ayırt edebilme kabiliyeti bulunmamaktadır. Fizyolojik gelişimle birlikte kişinin toplumun kıymet yargılarını kavrama kabiliyeti de gelişir. Bu yüzden kişinin kusur kabiliyeti ile yaşı içinde sıkı sıkıya bir bağ vardır.

TCK’nın 6/1 fıkrasına nazaran, ceza kanunlarının uygulanmasında “çocuk” deyiminden; “hemen hemen onsekiz yaşını doldurmamış şahıs” anlaşılır. Keza 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 3. maddesine nazaran de çocuk, daha erken yaşta ergin olsa dahi onsekiz yaşını doldurmamış şahıs olarak tanımlanmaktadır.

Yaş küçüklüğünün kusur kabiliyeti üstüne tesiri TCK’nın 31. maddesinde çocuklar üç gruba ayrılarak ve her yaş kategorisi kusur yönünden ayrı bir sistem öngörülerek düzenlenmiştir.

Yaşın kusur kabiliyeti üstündeki tesiri onsekiz yaşın tamamlanmasına kadar kabul edilmiştir. Bu yaştan sonrasında, yaşın ceza sorumluluğu üstünde bir tesiri yoktur. Yaşlılığın ceza sorumluluğu üstündeki tesiri, akıl hastalığına ilişkin kurallar çerçevesinde değerlendirmeye doğal olarak tutulmalıdır.

Sağır ve dilsizlik-kusur ne demek

İşitme kabiliyetine doğuştan haiz olmayan ya da ufak yaşta bu kabiliyeti kaybeden kişilerin konuşma kabiliyeti de gelişememektedir. Bu bakımdan sağır ve dilsiz olan bireylerin kavrama kabiliyeti de yeterince gelişmez.

TCK’nın 33. maddesine nazaran sağır ve dilsizler belli bir yaşa kadar yaş ufaklığına ilişkin hükümlere, belli bir yaşın üstünde ise akıl hastalarına ilişkin hükümlere doğal olarak tutulmuştur. Sağır ve dilsizleri üç grupta incelemek mümkündür.

1- Fiili işlediği sırada hemen hemen on beş yaşını doldurmamış olanlar. TCK’nın 31/1 fıkrasına nazaran bunlar hakkında on iki yaşını doldurmamış olan ufaklıklara ilişkin hükümler uygulanır.

2- Fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmuş sadece onsekiz yaşını doldurmamış olanlar. TCK’nın 31/2 fıkrasına nazaran bunlar hakkında 12-15 yaş arasındaki ufaklıklara ilişkin hükümler uygulanır.

3- Fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmuş sadece yirmibir yaşını dolduramamış olanlar. TCK’nın 31/2 fıkrasına nazaran bunlar hakkında 15-18- yaş arasındaki küçüklere ilişkin uygulanır.

Eylem işlendiği sırada 21 yaşını doldurmuş olan sağır ve dilsizler kaide olarak tam ceza ehliyetine haiz kabul edilirler.

Akıl Hastalığı

Kusur kabiliyetini etkileyen sebeplerden bir diğeri de akıl hastalığıdır. İşlediği eylem sebebiyle kusur isnadında bulunabilmek için kişinin aklen sıhhatli bir insan olması da gerekir. Akıl hastalığına maruz kalan insan davranışlarının hukuki anlam ve neticelerini idrak etme kabiliyetinden, davranışlarını hukuka nazaran yönlendirme kabiliyetinden yoksun olabilir. Akıl hastalığının tesirinde kalmış olarak suç teşkil eden bir fiili işleyen kişinin kusur kabiliyetinin olmadığı kabul edilir.

Akıl hastalıkları, kişinin idrak etme yada irade kabiliyetini etkileyen ruhsal bozukluklardır. Akıl hastalıklarının hangileri olduğu ve bunların şahıs davranışları üstündeki tesirleri tıbbın konusunu oluşturur. Bu kapsamda TCK’da akıl hastalıkları tek tek sayılmamış ve bir tek akıl hastalığının kusur kabiliyetini etkileyen bir sebep olduğu belirtilmiştir (TCK m. 32). Şunlar akıl hastalıklarına örnek olarak verilebilir: Şizofreni, paranoya, melankoli, engel, histeri, sar’a (epilepsi), zekâ geriliği, kleptomani (hırsızlık hastalığı), yaşlılık bunaklığı.

Kusur kabiliyeti üstünde tesir eden akıl hastalığının fiilin işlendiği sırada mevcut olması gerekir. Fiilin icrasından sonrasında ortaya çıkacak bir akıl hastalığının ceza sorumluluğuna bir tesiri olmayacaktır.

Bu mevzuda ilk belirlenecek husus, kişinin suç teşkil eden fiili işlediği sırada akıl hastası olup olmadığıdır. Eğer akıl hastası ise ikinci olarak belirlenecek husus, bu hastalığın genel olarak kişinin davranışları üstünde ne tür etkilerinin olabileceğidir. Son olarak ise bu hastalığın somut vakada kişinin idrak etme ve irade kabiliyeti üstünde hangi oranda tesir etmiş olduğu tespit edilecektir.

İlk iki araştırma ve tespit tıp biliminin mevzusu olup, psikiyatri biliminin verileri çerçevesinde uzman hekimler tarafınca yapılacaktır. Sadece akıl hastalığının somut vaka açısından kişinin idrak etme ve irade kabiliyeti üstündeki tesirini belirlemek hâkime ilişkin bir görevdir.

Akıl hastalığının, kişinin tüm fiilleri üstünde idrak etme yada irade kabiliyeti üstünde tesiri olmayabilir. Maruz kalınan akıl hastalığının kişinin işlemiş bulunmuş olduğu somut eylem açısından idrak etme yada irade kabiliyetini etkilemesi gerekmektedir. Mesela kleptomani hastası birinin kıymeti azca olan şeylere yönelik işlediği hırsızlık suçunda irade kabiliyetinin olmadığı söylenebilir sadece kasten yaralama yada öldürme suçlarını işlemesi halinde irade kabiliyetinin olmadığı söylenemez.

Bir insan eğer akıl hastasıysa hukuksal olarak mühim olan husus, akıl hastalığının kişinin idrak etme ve irade kabiliyeti üstündeki tesirinin iyi mi gerçekleştiğinin tespit edilmesidir. Bu açıdan akıl hastalığının kusur kabiliyeti üstündeki tesirleri bir derecelendirmeye doğal olarak tutulur. Akıl hastalığının kusur kabiliyetini tümüyle ortadan kaldırdığı ya da azalttığı söylenebilir.

TCK’nın 32. maddesinde akıl hastalığının kusur kabiliyeti üstündeki tesiri şöyleki gruplandırılmıştır.

1- Bu fiilin hukuki anlam ve neticelerini idrak etme kabiliyetini ortadan kaldırır,

2- Bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme kabiliyetini ortadan kaldırır yada mühim seviyede azaltır,

3- Bu fiille ilgili olarak idrak etme kabiliyetini etkilememekle birlikte, davranışlarını yönlendirme kabiliyetini azaltmış olabilir.

Geçici nedenler

Bazı geçici nedenler de aynen akıl hastalığı benzer biçimde devamlılık göstermemesine ve geçici olarak kişinin idrak etme ve davranışlarını yönlendirme kabiliyeti üstünde tesir eder. Geçici sebeplerin kesinlikle patolojik bir nedenden kaynaklanması koşul değildir. Bu yüzden geçici sebeplerin hangi hâllerden oluştuğunun evvelinde tespiti mümkün değildir. Geçici nedenler bakımından mühim olan kişinin akıl hastalığı olmaksızın içinde bulun­duğu durumun geçici olarak idrak etme yada davranışlarını yönlendirme kabiliyeti­ni ortadan kaldırması ya da mühim derecede azaltmasıdır. Geçici nedenlere şunlar örnek verilebilir: İstemeden alkol yada uyuşturucu madde alma, alev ateş hastalık, zehirlenme, uyku hâli, gebelik sonrası ortaya çıkan psikozlar, diyabet.

Hukuka aykırı ve fakat bağlayıcı bir emrin yerine getirilmesi

Hukuka aykırı bağlayıcı emrin yerine getirilmesi TCK’nın 24. maddesinde kusurluluğu ortadan kaldıran bir niçin olarak düzenlenmiştir. Kamusal hizmetlerin yürütülebilmesi, kamu görevlileri içinde bel­li bir hiyerarşik yapılanmayı gerektirir.

Hiyerarşik yapı gereğince ast, üstün emrine itaate mecburdur. Astlar, üstün emirlerini geciktiril­meden yerine getirmekle yükümlüdür. Hiyerarşik yapı içinde amirin memura verdiği buyruk hukuka uygunsa bu şekilde bir emrin yerine getirilmesi de hukuka uygun olacaktır. TCK’nın 24/1 fıkrasına nazaran emri yerine getiren bakımından görevin ifası hukuka uygunluk sebebi söz mevzusu olacaktır. Hukuka uygun emrin yerine getirilmesi, kanun hükmünün yerine getirilmesi benzer biçimde değerlendirilebilir.

Sadece hukuka aykırı olmakla birlikte bağlayıcı bir buyruk söz mevzusu olduğunda bu şekilde bir emrin yerine getirilmesi, emri yerine getiren için bir hukuka uygunluk sebebi oluşturmaz. Hukuka aykırı bağlayıcı bir emri veren görevli kalmaya devam eder. Eylem de hukuka aykırı olma vasfını korur. Verilen buyruk hukuka aykırı olduğu taktirde yerine getirilmesi durumunda yerine getirenin görevli tutulamaması bir hukuka uygunluk sebebinin bulunmasından kaynaklanmaz. Yerine getirenin görevli tutulmaması emri yerine getirenin içinde bulunmuş olduğu hiyerarşik ilişki sebebiyle kusurluluğunun etkilenme­sinden oluşur. Hukuk devletinde “kanunsuz emrin” bir hukuka uy­gunluk sebebi olarak kabulü mümkün değildir.

Zorunluluk Hâli

Kusurluluk üstünde tesir oluşturan durumlardan biri de TCK’nın 25/2 fıkrasında düzenlenmiş olan zorunluluk hâlidir. TCK’nın 25. maddesine nazaran kendisine ya da başkasına ilişkin olan bir hakka yönelik olan, isteyerek sebep olmadığı ve başka bir şekilde de korunma imkânı olmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulma ya da başka birini kurtarma zorunluluğuyla ve tehlikenin ağırlığı ile mevzusu ve kullanılan araç içinde orantı bulunmak şartı ile işlenen fiillerden dolayı fail cezalandırılamaz.

Zorunluluk hâlinde, kişinin gerek kendisine gerekse üçüncü bir şahsa ilişkin bir hakka yönelik tehlikeyi bertaraf etmek için mevzuyla ilgisi olmayan bir kişiye karşı bir suç işle­mektedir. Zorunluluk hâli çerçevesinde işlenen bu eylem meşru sayılmaz. Sadece belli koşullar altında mazur görülebilir. Zorunluluk hâlinde kalan şahıs, ağır ve muhakkak bir çekince karşısında hukukun gerektirdiği şekilde davranamaz, hukukun istediği şekilde irade oluş­turması kendisinden beklenemez. Bu kişinin içinde bulunmuş olduğu koşullar sebebiyle haksızlığı tercih etmesi, doğrusu üçüncü bir kişinin hakkını ihlal etmesi sebebiyle kınanabilirliğini tamamen ortadan kaldırmakta yada azaltmaktadır.

TCK’daki zorunluluk hâline ilişkin düzenleme genel yargı niteliğindedir ve kaide olarak tüm suçlar açısından geçerlidir. Bununla beraber TCK’da yer edinen bazı suçlar bakımından ayrı bir zorunluluk hâline yer verildiği görülmektedir. TCK’nın ayrı bir zorunluluk hâline yer verilen suçlar bakımından, 25/2 fıkrası yerine ilgili suça ilişkin hususi dü­zenleme göz önünde bulundurulmalıdır. TCK’nın 91. maddesinde düzenlenen organ yada dokunun maddi çıkar karşılığında satılması, satın alınması suçu açısından bu şekilde bir düzenleme mevcuttur.

Zorunluluk halinin var bulunduğunun kabulü için belli şartlar gerekmektedir. Bu şartlar özetlemek gerekirse şöyledir:

1- Zorunluluk hâli bir tehlikenin mevcut olduğu hâller bakımından söz mevzusu olabilir.

2- Çekince ağır ve muhakkak olmalıdır.

3- Çekince kişinin kendisine ya da başkasına ilişkin bir hakka yönelik olmalıdır.

4- Tehlikeye bilerek sebebiyet verilmemiş olmalıdır.

5- Tehlikeden başka suretle korunmak mümkün olmamalıdır.

6- Çekince ile korunma içinde bir orantı bulunmalıdır.

Meşru savunmada sınırın heyecan, korku ve telaş sebebiyle aşılması

CMK’nın 223/3-c bendine nazaran hukuka uygunluk sebebi olan meşru savunmada (TCK 27/2) sınırın coşku, korku ve telaş ne­deniyle aşılması da kusurluluğu etkileyen öteki bir durumdur. Meşru savunma hâlinde fiilin hukuka uygun kabul edilebilmesi için hücum ile müdafa içinde bir orantının bulunması gerekir. Bu orantıda sını­rın aşılması durumunda, aşan bölümün oluşturduğu eylem açısından artık hukuka uygunluktan söz edilemez.

Bazı durumlarda, meşru savunmada hücum ile müdafa arasındaki orantı, meşru savunma çerçevesinde hareket eden kişinin coşku, korku ve telaşa kapılmasından dolayı aşılabilir. Meşru savunmanın sınırının fail tarafınca coşku, korku ve telaş sebebiyle aşılması durumunda bu şahıs mazur görülür ve cezalandırılmaz. Failin saldırıyı tek bir yumrukla savuşturması mümkün olduğu bir vakada, olayın gerçekleştiriliş biçiminden meydana gelen korkuya kapılarak silahını kullanımı ve ateş etmesi bu duruma örnek olarak gösterilebilir.

Bu yazımızda sizlere kusur edir? Kusur ne demek? Hukukta kusurluluk ne demek? Kusurluluk nedir? Kusur karinesi nedir? Hukukta kusur nedir? sorularının yanıtlarını vermeye çalıştık.

Yorum yok

Yorum Yap

İletişime Geç
Avukata Danış
Merhaba,
sorularınızı bize yöneltmek ister misiniz?